Blog

Bu olanlar da ne?

Necibe KULAÇ


Son günlerde Çin’den başlayıp kapımıza kadar dayanan, dört duvar arasından ne olup bittiğini anlamaya çalıştığımız, mekanizmamızı yetersiz bırakabilecek ve dünyada herkesi etkisi altına almayı başaran bir korkumuz var. Korona virüs korkusu…

Her korku döneminde olduğu gibi bu dönemle ilgili de pek çok spekülasyon var. Kimisi bu virüsün bir yılan veya yarasa gibi yırtıcı bir hayvandan insan vücuduna geçtiğini, kimisi de bu durumun yapay yollar ile bulaştırıldığını ve hatta virüsün dronelar ile yaygınlaştırıldığını düşünüyor. Benim bu konuya bakış açım ise biraz daha farklı…


Nitekim bazı şeyler yapay veya doğal yolla ortaya çıkmış olsa da birtakım ihtiyaçları da beraberinde getiriyor. Bu konuya öyle mi olmuş böyle mi olmuş diye bakmak yerine sürece odaklanmayı ve ‘ne yapabiliriz’i konuşmayı doğru buluyorum.
Pandemi döneminin tam da ortasında olduğumuz bu süreçte naçizane düşüncelerimi aktarmak istiyorum sizlere.

Tüketen insandan tüketilen insana…
Şu çok iyi bilinmelidir ki evrensel olarak çekmiş olduğumuz bu sancılar dijital çağın doğuşunun habercisi. Bunu hepimiz biliyoruz artık. Fakat görmemiz gereken husus şu; Dünyada o kadar Yapay Zeka, Endüstri 4.0, Endüstri 5.0, Siber Güvenlik ve Veri Madenciliği gibi konuların konuşuluyor olması dünyanın bir şeylerden fedakarlık edeceği anlamına geliyor. Bunun da yine insanlar üzerinden yapılacağı şüphesiz bir gerçek. Gelecekte olmayacak olan meslekler diye listelerin yayımlanması, Whatsapp, Facebook ve Instagram gibi sosyal medya mecralarında gönüllü olarak vermiş olduğumuz veriler ve onlardan çıkarılan davranış grafiklerimizle yürütülen reklam ve algı kampanyaları boşuna değil. İnsan nüfusunu azaltma politikaları da yeni dünya düzeninin vazgeçilmez bir unsuru…

Sosyal medyanın üzerimizde oluşturmuş olduğu algı deformasyonu da asla es geçilmemelidir. Bugün bir liderin takipçi sayısı ve gönderi beğenisine bakarak ‘bu kadar beğeni alıyorsa veya bu kadar takipçisi varsa o halde doğru söylüyordur veya yapıyordur’ gibi bir yargıya varabiliyor, çok büyük bir yanılsama içerisine girebiliyoruz. Bugün bir gence “Sence Cumhurbaşkanı kim olmalı?” diye sorduğunuzda “Enes Batur” cevabını verebiliyor. “Neden Enes Batur?” diye sorduğunuzda “Çünkü çok takipçisi var” cevabını alabiliyoruz. Adeta bir ilüzyon yaratılarak “kriter” algısının nasıl değiştirildiğini gözlemleyebiliyoruz. Biz eline lolipop tutuşturulup bir köşeye oturtulmuş çocuk gibi beğenilerimizi sayarken, birilerinin bizim için uygun gördüğü geleceği kabulleniyor, gerçeğin ne olduğunu umursamadan sonuçlarına da razı oluyoruz.

Peki ne yapmalıyız ?
Bu dönüşüm kaçınılmaz. Tüm insanlar ve kurumlar ivedilikle dijitale entegre olmayı öncelemeye başladı bile. Bir söz var “İnternette kötü haberinizin çıkmasından daha kötü bir şey varsa o da internette hiç olmamanızdır” diye.
Bugün bir çağı açıp bir çağı kapatacak yazarları ve fikir insanlarını bilemiyorsak eğer sebebi dijitale aktarılamamış olmaları. O nedenle sosyal medya fenomenlerinin bizlere sunmuş olduğu şov dünyasının “kriter” ve “kalifiye” algılarımız üzerindeki uyuşturucu etkisinin farkına varmamız gerekiyor. Onları anlatmak, göstermek bizlerin de yükümlülüğünde. Keza kendimizi de ileride bir yerde görmek istiyorsak dijital portföyümüze ağırlık vermek zorundayız. Çünkü artık bilek gücümüz değil dijital gücümüz yarışıyor…

Öğrenelim !
Bilgisayarı,
Veri madenciliğini,
Teknolojik gelişmeleri,
Office programlarını,
Tasarım programlarını,
Web sitesi kurmayı ve yönetmeyi,
Sosyal medya yönetimini,
E-ticareti,
Algı yönetimini,
Pazarlamayı,
Psikolojiyi,
Doğruları dijitale aktarabilmeyi ve dahasını…

Yazma kültürümüz gelişmeli


Her ne iş yapıyorsak yapalım bunları dijitale aktarma becerimizin olması gerekiyor. Yazma kültürümüz oluşmazsa eğer koca bir devir çöpe gidecek. Ve ilginç bir ayrıntı ve öneri vererek bitireyim.
Bugün Translate bizim Google’a girmiş olduğumuz veriler üzerinden kendisini geliştiriyor. Translate’de eskiye nazaran Türkçe çevirilerin çok daha iyi olması Türkçe içeriklerimizin Google bünyesinde artmış olduğunu gösteriyor bize. Bugün Translate’in İspanyolca ve Arapça’da mükemmele yakın çeviri sunmasının sebebi de her gün bu dillerde Google’a yüz binlerce içeriğin giriş yapılıyor olması. Bunları görmezden gelemeyiz. Çünkü yapay zekaların dili bile bizim vermiş olduğumuz veriler üzerinden güzelleştiriliyor. Yarın herkesin yapay zekalar ile işlerini yürüttüğü bir günde “ben bilgisayar bilmem yiaaa” gibi bir şey deme lüksümüz olmayacak. O nedenle o günler gelmeden olanı okumalı ve geleceğe şimdiden yatırım yapmalıyız. Yoksa hiçbir şeyden haberimiz olmamış gibi davranırız. Böyle olmayalım. Her şey apaçık.

Bu konulara daha geniş perspektiften bakmak isteyenlere ise “Cesur Yeni Dünya” kitabını okumalarını öneririm.

Güzel günler bizim olsun, görüşmek dileğiyle 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir