Blog

İş ilanlarından öğrendiklerim

Bu günlerde kariyerine yeni atılmış olan veya okuduğu alanın dışında da başka mesleklere merak saran kişiler için bir kaç tavsiyede bulunmak isterim.

Henüz ben ilkokuldayken beyaz tüplü bir bilgisayarımız vardı. Abilerim başında saatlerce otururlardı ben de onlara bakmadan transit geçip giderdim yanlarından. Annem de  ‘Bizim kız bilgisayarı sevmeyecek görüyor musun?’ derdi etrafındakilere. Sanki haklı gibiydi. Gerçekten de ilgimi çekmiyordu. Bunun sebebi belki de abilerimin kötü bir partner olabileceğini düşünmek olabilirdi. Çünkü bundan daha küçük olduğum bir dönemde onları televizyon başında atari oynarken izlerdim. Kahverengi bir köpeğin uçuşan ördekleri kovaladığı ve o ördekler tam havadayken elektrikli tabanca ile vurdukları (Duck Hunt) bir oyun vardı. Tabancayla o ördekleri her vurduklarında içim giderdi. Bir gün abimlere benim de vurmak istediğimi söylediğimde ‘şu tabancayı al, vur’ demeleri hala kulaklarımda. Tabancayı fişe takmamla ve elektrik akımına kapılıp annemin kucağında kendimi ağlarken bulmam arasında pek bir zaman farkı olmadığını anladığımda başparmağım çoktan kararmıştı bile. O gündür kafamda onları iyi bir oyun arkadaşı olarak oturtamıyordum…

Duck Hunt oyununu hatırlamak isteyenlere;

Derken ortaokul  benim açımdan çok farklı ilerledi. Bilgisayarımız değişti. İnce gri kenarlı bir monitör, güzel bir bilgisayar masası ve internet derken artık başında oturanlara imrenerek bakıyordum. Bir gün büyük abim Facebook’undayken bir fotoğrafını açtı. Arkadaşlarıyla çekilmiş toplu bir fotoğraf. Fotoğrafın üstüne gelince herkesin ismi görünüyor. ‘Nasıl ya’ diyordum abime. ‘Herkesin ismini nereden biliyor?’ O da anlattı ‘Bak burada böyle etiketleniyor.’ diye. Ama nasıl şaşkınım. O kadar hayran bakıyorum ki bilgisayara. Derken sürekli oturdum yanına izledim onu. Neler yapıyor bakarken arada da sorular soruyordum. Bana ‘kb’ ne demek ‘mb’ ne demek ‘gb’ ne demek hepsini anlatıyordu. O günlerde ondan öğrendiğim Ctrl+Alt+Delete komutu ise hala can kurtarır. Bu komutu her kullandığımda ‘Canım abim’ diye de severim onu içimden, o bunu bilmez tabi. O anlatmaya açık ben dinlemeye açığım derken arada bana Türkiye futbol liglerini de anlatıyordu. 🙂 O dönemlerde futbolda da bir yıldız gibi parlardım okulda. Motivasyon gırla. Ligleri de öğrenmişsin. Koyu Galatasaraylı olmuşsun. Bırak kendi kadronu bilmeyi tüm kadroları ezberlemişsin. O günlerin tadı hala damağımda. Konu dışı olmasa formamı giyip gideceğim o günlere şimdi ama neyse…

Günler birbirini kovaladı. Artık bilgisayara bağımlı olmaya başlamıştım ve annem ‘Bizim kıza ne oldu? Çocukken böyle değildi. Kalkmıyor başından.’ diyerek abilerimi gönderirdi. Büyük abim tehditler eder, kaldırmayı başarırdı beni. Küçük abim ise ben bilgisayar başındayken yanıma oturur işimin bitmesini beklerdi. Benim işim ise hiç ama hiç bitmezdi…

Marilyn Monroe Fotoğrafı

Nasıl bitebilirdi? Bir tutkum vardı o günlerde. Photoshop ve video editörlüğü. Kafayı takmış gibi Marilyn Monroe’un siyah beyaz zemindeki fotoğrafında göze çarpan o kırmızı dudakları nasıl kırmızı yapılıyor diye araştırıyordum. Denemediğim program kalmamıştı. Kimse de Adobe var gibi bir şey söylemedi bana. Ah o dönemlerde Google’ın dili olsa da konuşsa…

Ben bu hobimi kendi kendime geliştirirken lisede artık meslekleri araştırmaya başlamıştım. Kendimi bildim bileli insanlarla iletişim kurmayı, birbirinden farklı insanları tanımayı, bir ürün ortaya koymayı ve bunu uzun uzun anlatmayı çok sevdiğimi biliyordum. Lisede bölümümü sayısal tercih etmiştim. Meslek tercih ederken de Ösym puanlarına bakmaktan çok iş ilanlarına bakmaya başlamıştım. Ve orada ‘Satış Mühendisi’ kavramıyla tanıştım. ‘Nasıl yani bu ne demek?’ ‘Yani ne okuduysan o olmuyor musun?’ gibi bir aydınlanma yaşadım. İlanların içeriğine giriyorum. Mühendis olmak, İngilizce bilmek, ISO (Kalite) belgelerine sahip olmak koşulunu görüyordum. ‘ISO ne?’ diye araştırıyor, öğreniyordum. İyi bir diksiyon, etkileyici anlatım ve prezentabl olmak maddesini okuyordum. ‘Prezentabl ne?’ diye bakıyordum derken bu ‘Satış Mühendisliği’ fikri aklıma yatmıştı. Yani iyi bir İngilizce eğitimi, üretim yapabileceğim bir mühendislik dalı benim için yeterliydi. O dönemlerde çocukluğumdan beri merakım olan photoshop ve video editörlüğünün ise bir fakültede okutulduğu fikri aklıma dahi gelmiyordu. Aslında oradaki motivasyonum da aynıydı. ‘Üretmek’

İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi

Ve tercihlerim açıklanmıştı. İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri ve Mühendisliği (eski adı Su Ürünleri Mühendisliği) bölümüne girmiş temel iki şeye ulaşmıştım. Mühendislik ve İngilizce. Okulumuzun ilk haftasında bir profesör hocamızın bölüme giriş dersinde ‘Bir jelatin ürettiğinizi hayal edin gençler. Bu jelatin bir balıktan üretilse, bunu domuz ve sığır jelatinlerine alternatif olarak kullanabilsek insanlık için ne kadar güzel bir şey yapmış olmaz mıydık? Üstelik yurt dışından sığır jelatini diye getirilen jelatinlerin domuz jelatini bile olup olmadığını bilmediğimiz bir dönemde böyle bir çalışma islam alemi için de çok güzel olmaz mıydı?’ demesi beni o gün fakülteye bağlamıştı. Çünkü aklımda farklı bir mühendisliğe geçme fikri de dönüp duruyordu…

Oldukça zorlu dersler peşi sıra üzerimize gelirken 2. sınıfa geçtiğimde ‘Sanırım bırakacağım çok zorlanıyorum’ dediğimi hatırlıyorum. O dönemlerde içimdeki yazma sevgisi artık taşmış ve bir edebiyat dergisinde yayımlanmıştı. Sonra bir daha bir daha derken yazı ve editörlük kursunda bulmuştum kendimi. O günlerde bir kavramla daha tanıştım. ‘İçerik Editörlüğü’. ‘Nasıl yani bu ne demekti şimdi?’ Hemen önceden de yaptığım gibi ‘içerik editörlüğü iş ilanları’na baktım. Çünkü bir mesleğin ne iş yaptığını anlamanın en kısa yolu buydu benim için her zaman. Photoshop bilmek, video editleyebilmek, yazım ve imla kurallarına uymak vs. derken ‘bu kişi benim’ dedim kendi kendime. Sadece Photoshopu daha ileriye taşımam gerekiyordu. Yazımı hızlandırmam gerekiyordu ve pratikler yapmam gerekiyordu. Bu tıpkı yüzmek gibiydi. Suya atlamadan öğrenemezdim. Bunu hissediyordum ve hemen iş ilanlarına başvurmuş, dönüş bekliyordum. Derken beklediğim o telefon gelmiş ‘İçerik Editörlüğü Stajyeri’ olarak çağrılmıştım. İşte artık hem okuyor hem de bambaşka bir o kadar da tanıdık bir alanda çalışmaya başlıyordum. İlk görüşmemde sosyal medya yönetimi, haber editörlüğü, photoshop, wordpress, seo kavramlarıyla tanıştım. ‘Her iş dalının temel yetkinlikleri nedir?’ diye hep iş ilanlarına baktım. Eksiklerimi hep bu şekilde giderdim. Ne öğrenmem gerekiyorsa aranan özelliklerde buldum. Benim yol haritamı oluşturmam da bu yöntem çok etkili oldu. Sonrasında ise çalıştım, araştırdım ve uyguladım. Farklılıklardan hiçbir zaman korkmadım…

Resifler Arasında Bir Balık

Okulumdan mezun olurken 4 farklı balık cipsi ve girişimcilik fikirleri ürettim. Üç senelik bir iş geçmişimle Dijital Medya ve Dijital Pazarlama alanında kendimi geliştirdim. Şimdilerde ürün ve fikirlerimi dijital medyada pazarlamayı düşünüyorum. Hala gelişmeye devam ediyorum. Okul her daim bizimle. Hiçbir zaman şimdi yetkinim diyemeyeceğimi biliyorum. Çünkü öğrenmek işi, derinliğine daldıkça önümüze yeni resifler sunan bir nehir misali çok tatlı bir yemek. Bazen abin vesilesiyle, bazen okulun vesilesiyle, bazen stajyeri olduğun yerin vesilesiyle ve bazen de iş ilanları vesilesiyle. Tadını almak ise bizlerin damak zevkine kalıyor…

Bir sonra ki yazımda görüşmek dileğiyle…

Comments

Şeyda
Mayıs 2, 2020 at 6:27 pm

Bende abilerimi çok izledim bşlgisayarla oynarken 🥰



nkulac için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir